Sistem saati: 21 May 2012, 00:49



Konuya cevap yaz  [ 18 ileti ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki
Can Dündar Yazıları 
Yazar Mesaj
Şiir
Şiir
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Kas 2007, 22:53
İleti: 589
Ruh Hali: Resim
İleti Can Dündar Yazıları

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
Ölümden Sonra Hayat '' Can Dündar ''



--------------------------------------------------------------------------------
Hani ölümden sonra hayat yok diyenlere ithaf olunur.

Karanlıktaymışlar. İki embriyo, bir ana rahminde…

Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde…

Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece…

Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş.

Elleri, ayakları belirginleşmiş.

Gözleri çıktıkça meydana, Ikisi de çevrede olup biteni fark etmiş…

Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu…

Sıcak, ıslak, sevgi dolu…

“Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki” demişler, “…bize ne mutlu…”

Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler.

Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler.

Onları besleyip büyüten kordonu fark edince O kordonla kendilerini var eden Anne’lerine şükretmişler.

Sonra başlamış bir var oluş tartışması:
“Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk” diye sormuş ikizler…

“Annemiz” demiş biri, “O bizi var etti, bize can verdi.”

“Ne biliyorsun” diye itiraz etmiş öteki, “Sen hiç Anneni görmedin ki…”: “Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için uydurduğumuz bir şeydir.”

Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler.

Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler.

Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların…

Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın…
Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek;
Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.

“- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz” diye fısıldamış ikizlerden biri efkarla…

“- Ben gitmek istemiyorum” diye diretmiş öteki; “doyamadım ki daha hayata…”

“- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan sonra hayat vardır.” Sormuş karamsar olan:

“- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra başımıza neler gelecek?”

Şiirle cevaplamış iyimser olan: “Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok seferinden…”

Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış.

Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış.

Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar.

Ve

“ömrümüz bitti” diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar.

Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu,

Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar.

CAN DÜNDAR

_________________
Zor, en son aklına gelen olmalıdır. Yaşadığın dünyaya bak. Yüce Tanrı hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edersin.
MEVLANA


01 Mar 2008, 01:29
Profile bak Özel mesaj gönder
Şiir
Şiir
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Kas 2007, 22:53
İleti: 589
Ruh Hali: Resim
İleti Re: Can Dündar Yazıları

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
Sevgiden Ötesi Yalan.

Ölüm değil beni korkutan! Boş bir yaşamın ardından varacağım “o” yer sıkıyor canımı. Nedir ki? Kırklı yıllar, ellili yıllar, billahi çok değil! Hele hele çizilen bu yolda bize hiç gelir. Ne beklersin yaşamdan “çorbacı?” Ne bekler yaşam senden? İkiniz de tüketirsiniz hoyratça zamanı. İşte geride kalanlar sıkar biraz canımı...

Yedi yaşında başlarsın okula, sayma ondan öncesini. Sonra, yıllar yılı gider gelirsin, kara tahtalı değirmene, berrak zamanını öğütmek için. Yirmi iki civarı alırken diplomanı, tüketivermişsindir üçte birlik zamanı...

”Diploma yetmez!” diyor topal “şarapçı”, “iyi bir işbul hele bakalım! Askerliğini de yap birde, sonra evlen bakalım...” İşte bir on yıl daha uçuveriyor ansızın. Yaş oluveriyor otuzbeş! Gerçekten yarısı mıdır yolun? Belki de yarısından da yakın. Geriye bakma sakın ey küheylan!

Kopuverir zincirleri yaşamın, bir iplik gibi ansızın; "Hele bir borçlarımızı ödeyelim, sonra daha iyi yaşarız. Şimdilik biraz sabır" diyor karım Nazife! Eee doğru da söylüyor hani... “Hele bir başımızı sokacak yuva olsun da gerisi kolay” diyor. Eee bu da doğru hani...

İşte böyle yitiyor hep on seneler, eriyen buzlar misali. Karım, çocuklarım, kooperatif başkanım, yardımcım, tek tük arkadaşlarım... Ve Tv' deki haber spikeri! Bu kadar çevremdekiler. Bunlara bakıyor yıllardır gözlerim. İşte bu yüzdendir ki, “miyopsun!” diyor doktorum. “Tak ......'ne iki numara. “

Ellinci yaşgünümü, kimse fark etmiyor bile. Ufaklığın diploma töreni var. Ne biçim alış veriş bu? Anlayamadım gitti! Yapmak istediğim bir çok şey, özlem kapısında yitti...

Hırs ile mutfağa, ne varsa atıştırmak için, sıcacık bir el tutuyor elimi “perhiz yapmalısın artık!” diyor karım Nazife. Eee foğru da söylüyor hani. Kalan on yılımın birkaç yılı hastalıkla geçiyor. Gerisi de torunların peşinde...

Eee "ulan hani yaşayacaktık!" diye bağrınıyorum. "sakin ol! tansiyonun düşecek" diyor karım Nazife. Eee doğru da söylüyor hani. Nedir yaşamın kısır döngüsü anlayamadım gitti. Elimdeki tek sermayem de bir gün gibi bitti. ”İyi yaşadık, hoş yaşadık” diyor karım Nazife. “Patronların da pek severlerdi çok da çalışırdın hani. Bak herşeyimiz var, büyüdü sayılır çocuklar da, daralacak ne derdin var? Haydi neşelen artık.” Eee doğru da söylüyor hani. Bir karı, birkaç çocuk, bir ev ve araba. İşte yaşamın bilançosu...

Hayır! Hayır! Korkuyorum ölümden! Boşa geçen bir yaşamın ardından nasıl gidilir ki “oraya”? Özgürce çizmeliydim yaşamımı zorda olsa, özgürce ulaşmalıydım sona, yalnızlıkla bile yaşansa… Kanaviçe gibi dokumalıydım, güzellikleri, gizemleri. Ter basıyor fırlıyorum yataktan. “Dönüp durma” diyor, karım Nazife, yarı uykulu. "sıkıca örtün de uyu" Eee doğru da söylüyor hani.

Tüketmek için bunca acele ettiğiniz takvim yapraklarına, onca hızla çevirdiğiniz akreplere yelkovanlara, içine gönüllü daldığıniz o insafsız rutin çarkına şöyle bir uzaktan baktığınızda ne hissediyorsunuz? "Ne kadarı benim hayatım," diye soruyor musunuz? Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime ya da ben başkalarının? "Aynadakinin ne kadarı benim, ne kadarı oynadıklarım?

Sevgiyi koydum kum saatinin dolu dizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine. Çünkü bir tek sevgi var elimizde; bunca yıldan damıtılıp gelen... Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllarından geriye... Bir tek sevgi olacak bunca telaştan artakalan... Ötesi yalan...

Can Dündar

_________________
Zor, en son aklına gelen olmalıdır. Yaşadığın dünyaya bak. Yüce Tanrı hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edersin.
MEVLANA


01 Mar 2008, 01:29
Profile bak Özel mesaj gönder
Şiir
Şiir
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Kas 2007, 22:53
İleti: 589
Ruh Hali: Resim
İleti Re: Can Dündar Yazıları

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
Saklanan Sevdalar


Çogumuz (genellikle de erkekler) duygularini saklamanin daha dogru oldugunu saniyoruz. Ne kadar yaniliyoruz degil mi? Oysa sevgi beslenmeli, karsilikli özveriyle desteklenmeli. Her gün yeni bir sürpriz için çaba sarf edip sevgiyi yasatmak için emek vermeli. Ama ne yazik ki evliliklerde garanti gözüyle bakip hiç emek harcamadigimiz gibi hesapsizca tüketip, har vurup harman savuruyoruz sevgileri.


Ne yazik... Oysa ne zor bulunur sevgiler. Özellikle karşilikli olani yakalamak ne küçük bir olasilik. Ama kaybetmek ne kadar kolay ve çabuk. Koca bir sevginin katili oluveriyoruz çarçabuk. Bence sevgi katilleri de yargilanmali ve cezaya çarptırılmalı. Çünkü kapanmasi ve onarimi olanaksiz bir ton yara bırakıyor ardında. Sonra bir ton da yarali insan. Ölecegiz zannedip ölmüyoruz acisindan. Ama sürüm sürüm sürünüyoruz. Sonrasinda yeni sevdalara kuşkuyla bakip olasi mutluluklara kapatiyoruz pencerelerimizi. Korunmak adina anlamsız kaçak güreşler daha da yoruyor insani.


Şöyle kararli,tutup kopariverecek, ayaklarimizi yerden kesecek kadar cesur birini bekleyip ömür tüketiyoruz. Bir de bakiyoruz ki yolun sonuna gelivermisiz. Ne çabuk geçmis zaman. Ne kolay tüketilmis sevdalar. Ne hesapsiz harcayip ne derin yaralar açmisiz.Bir o kadar yara da biz edinmisiz hayattan. Hayatin son duraginda, mevsim çoktan kisa dönmüs, gelecek vasitayi bile kestiremez olmusuz. Neyin adina peki?.. Ahh Korunma iç güdüsüyle sakladigimiz sevgiler ahh... Üstelik taze tüketilmesi gerekirken saklamaya kalkıştığımız, hem de saklama kosullarina da uyulmadigindan çürümüs, kokuşmuş, çürüdükçe de etrafinı çürütmeye devam eden, tümörlesen, duygu depocuklari ne çok canimizi acitmis. Bize sunulmadan bayatlamis ve sunuldugunda da besin zehirlenmesine yol açmis seviler. Hayat ne bayat noktasina gelmisiz bu yüzden. Ve ne kadar geç kalmisiz hayata. Iste hayat bu. Ben de galiba hayat ne bayat noktasinda, gelecek vasitayi kestiremiyorum artik.

Umarim siz tazeyken tüketmeyi becerebilirsiniz duygularinizi ve hayat arkadasinizi besin zehirlenmesinden kurtarirsiniz. Çok mutlu olmaniz dilegiyle....


CAN DÜNDAR

_________________
Zor, en son aklına gelen olmalıdır. Yaşadığın dünyaya bak. Yüce Tanrı hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edersin.
MEVLANA


01 Mar 2008, 01:30
Profile bak Özel mesaj gönder
Şiir
Şiir
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Kas 2007, 22:53
İleti: 589
Ruh Hali: Resim
İleti Re: Can Dündar Yazıları

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
Aşık Olmadan Bir Düşün

Evinin seni içine sigdiramayacak kadar dar oldugunu fark edeceksin...
Sokaga firlayacaksin...
Sokaklar da dar gelecek...
Tipki vücudunun yüregine dar geldigi gibi...
Ne denizin mavisi açacak içini, ne piril piril gökyüzü...
Kendini tasiyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
küçüleceksin...
Birileri sana bir seyler anlatacak durmadan...
"Önemli olan saglik."
"Yasamak güzel."
"Bos ver, her sey unutulur."
Sen hiçbirini duymayacaksin...
Göz yaslarindan etrafi göremez hale geleceksin...
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarinda ölmek isteyecek
kadar çok seveceksin...
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
"Ölüme çare bulundu" ya da "Yarin kiyamet kopacakmis" ödeseler öbasini kaldirip Ne
dedin?" diye sormayacaksin...
Yalniz kalmak isteyeceksin...
Hem de kalabaliklarin arasinda kaybolmak...
Ikisi de yetmeyecek...
Geçmişi düşüneceksin...
Neredeyse dakika dakika...
Ama kötüleri atlayarak...
Onunla geçtigin yerlerden geçmek isteyeceksin...
Gittigin yerlere gitmek...
Bu sana hiç iyi gelmeyecek...
Ama bile bile yapacaksin...
Biri sana içindeki aciyi söküp atabilecegini söylese,kaçacaksin...
Aslinda kurtulmak istedigin halde, o aciyi yasamak için direneceksin...
Hayatinin geri kalanini onu düsünerek geçirmek isteyeceksin....
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
Herkesi ona benzetip...
Kimseyi onun yerine koyamayacaksin...
Hiçbir sey oyalamayacak seni...
Ilaçlara siginacaksin...
Birkaç saat kafani bulandiran ama asla onu unutturmayan.
Sadece bir müddet buzlu camin arkasindan seyrettiren...
Bütün sarkilar sizin için yazilmis gibi gelecek... Bogazin dügümlenecek,
dinleyemeyeceksin... Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
Sabahi iple çekeceksin...
Bazen de "Hiç günes dogmasa" diyeceksin...
Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çikana sarilmak isteyeceksin
Nafile...
Düsüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
Rüyalar göreceksin, gerçek olmasini istedigin...
Her siçrayarak uyandiginda onun adini söyledigini fark edeceksin...
Telefonun çalmasini bekleyeceksin...
Aramayacagini bile bile...
Her çaldiginda yüregin agzina gelecek...
Aglamakli konusacaksin arayanlarla...
Yüregin burkulacak...
Canin yanacak...
Bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
Hayata dair hiçbir sey yapmak gelmeyecek içinden...
Onun sesini bir kez daha duymak için yani tutusacaksin...
Defalarca aradigi günlerin kiymetini bilmedigin için nefretedeceksin... Yasadigin
sehri terk etmek isteyeceksin...
Onunla hiçbir aninin olmadigi bir yerlere gidip yerlesmek...
Ama bir umut...
Onunla bir gün bir yerde karsilasma umudu...
Bu umut seni gitmekten alikoyacak...
Gel gitler içinde yasayacaksin...
Buna yasamak denirse...
Razi misin bütün bunlara...?
Hazir misin sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?
O halde asik olabilirsin.

CAN DÜNDAR

_________________
Zor, en son aklına gelen olmalıdır. Yaşadığın dünyaya bak. Yüce Tanrı hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edersin.
MEVLANA


01 Mar 2008, 01:31
Profile bak Özel mesaj gönder
Şiir
Şiir
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Kas 2007, 22:53
İleti: 589
Ruh Hali: Resim
İleti Re: Can Dündar Yazıları

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
Kalırsam düşlerimi, arzularımı hep ertelemek zorunda kalacağım.
Bahar bulaştı ya hayata, ağaca, suya, içimde öyle bir seyahat kımıldıyor ki, diren direnebilirsen... Yüreğim bavulunu toplamış çoktan; ruhum sırtlamış çantasını.. "Uzaklar" çekiyor içimdeki seyyahın tasmasını...
Marianne Faithful sanki şarkı değil, derdimin nedenini söylüyor radyoda: "Saçlarında ılık rüzgarla, spor bir araba sürerek, Paris'e hiç gitmediğini 37 yasinda fark etti".
Buket Uzuner, yaşayageldiği hayatın anlamsızlığını 37'nci yaşgününde idrak eden bir kadının öyküsünü anlatıyor "Karayel Hüznü"nde... Bıkkın kadın, doğum gününün sabahında, büyük boy bir beyaz kağıda kırmızı rujla şu notu yazıp bırakıyor evdekilere:
"Bugün benim doğum günüm. Değişiklik olsun diye bu kez size domuz kanından nefis bir çorba hazırladım. İçine de zehir kattım. Ben Alpler'e gidiyorum; çünkü 37 yaşıma girdim ve hâlâ Alp Dağları'na gidemediğimi ayrımsadım. Kalırsam, asla gidemeyeceğimi anladım. Kalırsam düşlerimi, arzularımı hep ertelemek zorunda kalacağımı da....Hoşçakalın".

* * *
"Yaşamak değil. Beni bu telaş öldürecek" dediği gibi şairin; o telaşla, bırakın Paris yolunda ılık rüzgârlara taratmayı saçlarımızı, sevdigimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz...
Gözümüz saatte söyleştik hep, koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık. Hep yetişilecek bir yerler vardı, aranacak adamlar, yapılacak işler... Bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin terine bulaştı; başkalarının hayatı, bizimkini aştı.
Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine, kuşluk vakti, kızarmış ekmek kokusu veya yavuklu busesi ile uyanma düşlerini hababam erteledik. 20'li yaşlardayken 30'lara kurduk saatin alarmını, 30'larımızda 40'lara, belki sonra 50'lere...
Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat, kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size, artık uyku girmez oluyor gözlerinize...
Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda, söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor yanınızda... Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz; vakti gelip sandıktan çıkardığınızda bir de bakıyorsunuz ki, tedavülden kalkmış...

* * *
Jorge Luis Borges'in derledigi Babil kitaplığında Papini'nin "Ödenmeyen Gün" adlı bir öyküsü vardır. Güzel bir prensesin başından geçenleri anlatır:
22 yaşındayken bu prensese bir beyefendi sürpriz bir teklifle gelir. Hasta kızı için gençlik yılları aradığını söyler ve "Bana gençliginizden bir yıl ödünç verirseniz, ömrünüz sona ermeden onu gün gün size geri ödeyecegim" der.
Prenses henüz o kadar gençtir ki, cömertçe gözden çıkarır bir yılı; ödünç verir beyefendiye... 23 yerine 24 yasina basar o yıl yaşgününde. Yıllar yılı hatırlamaz verdiği borcu... Ancak ne zaman ki 40 yaşını aşar ve o dillere destan güzelliği bozulmaya yüz tutar; arar beyefendiyi ve 365 günlük alacağını tek tek tahsil etmeye başlar. Özellikle balo günleri, bütün çizgileri yok olmuş bir yüzle ve körpe bir bedenle girer salonlara... Gece odasına sızmayı başaran aşıklari, gece yarısından sonra yüzünün nasıl kırıştığını hayretle gözlerler... Her gençleşmenin ardından uyanış anı daha acı verici olur. Çünkü yaşı ilerledikçe, o hali ile 23 yaşı arasındaki fark daha da açılır. Fark açıldıkça "bir gün, bir saat, bir an olsun" gençlik aşısını tatmak daha güzel gelir.
Ancak sayılı gün çabuk geçer. Kalan günlerini hoyratça harcayan prenses, geri isteyebilecegi sadece bir günü kaldığını fark eder: "Bir günlük ışık, sonra sonsuza dek karanlik..."
Atesli bir sevgilinin bütün bedenini okşaması için o tek günü özenle saklar. Bu son yasam parasını harcamak için çılgınca bir istek duysa da kıyamaz bir türlü...
Nihayet evine gelip, öyküsünü dinleyen ve dizlerine kapanarak gençliğinin son gününü kendisiyle geçirmesi için yalvaran bir adamın teklifini kabul eder.
"O gün" geldiginde adam, en şık elbisesi ve titreyen yüreğiyle açar bahçe kapısını... Kadının villasına girer, iki kişilik hazırlanmış masada mumların yandığını görür. Bir süre bekledikten sonra meraklanıp prensesin kapısını tıklatır. Yanıt gelmeyince açıp girer. Dört bir yana savrulmuş görkemli giysilerle dolu odada prenses aynanın karşısında bir kanepeye uzanmıştır. Yüzü bembeyazdır. Gençliğinin dönmesini beklerken son nefesini vermiştir prenses... Adam bu ani ölümün nedenini yerde buldugu mektupta okur. Satırlar, borçlu beyefendiye aittir:


"Soylu prenses!.. Size borçlu olduğum son gençlik gününü geri veremeyeceğim için çok üzgünüm. (. En derin bağlılığımla..."

* * *
Erikler, kirazlar, çileklerle çıkageldi mi Haziran, pupa yelken kıpırdanır içim...
Saçlarını ilik rüzgarlara salıp uzak başkentlere spor arabalar süren coşkulu kadınların şarkılarını dinlerim Haziran'da...
Ardında veda mesajları bırakarak hep ertelediği düşlerinin peşisıra yüksek dağlara tırmanan öfkeli kadınların öykülerini okurum. Ve geleceğe ödünç verdigim yaşanmamış günlerimin yasını tutarım sessiz sedasız...
Yaşam... O hepimize borçlu olan hergele, öder inşallah bir gün hesabını... Yaşarız ertelediklerimizi, "gençliğimizin son günü" çalınmadan elimizden...
"Can Dündar"
16.06.1999 Sabah Gazetesi


*Ne güzel yazmış Can Dündar...Çok güzel anlatmış yarım kalmasını birşeylerin...Hayata ve kendimize dair ne çok şeyi erteliyoruz ya da nasıl olsa vaktim olacak yine yaparım diyoruz. Ama hep eksik ya da yarım kalıyor bir şeyler biz farketmeden ve geriye baktığımızda ne çok şeyi ıskaladığımızı farkediyoruz.

_________________
Zor, en son aklına gelen olmalıdır. Yaşadığın dünyaya bak. Yüce Tanrı hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edersin.
MEVLANA


01 Mar 2008, 01:31
Profile bak Özel mesaj gönder
Şiir
Şiir
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Kas 2007, 22:53
İleti: 589
Ruh Hali: Resim
İleti Re: Can Dündar Yazıları

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
Uçurum

Geceyarısıydı.

Arabadaydım.

Radyo Maydonoz'da Selim gazete köşelerinden internet'e yayılmış bir öyküyü anlatıyordu. Kulak kesildim:

"Bir sonbahar günü Londra'daki doktor muayenehanesinin bekleme odasında oturan adam, yaprakların dökülmesini hüzünlü bir gülümsemeyle seyrediyordu. Biraz sonra muayene odasında doktor, teşhisi açıkladı kendisine:

'-Bay Winkelman, beyninizde bir ur var. Hemen ameliyat olmalısınız'.

Yüz hatları gerildi Winkelman'ın:

'-İngiltere'de bu ameliyatı yapabilecek doktor var mı' diye sordu.

'-Amerika'da yaşadığınıza göre orada olmanızı öneririm' dedi doktor; 'Zaten sizi ameliyat edebilecek tek operatör olan Charles Wronkow da orada yaşıyor'.

Winkelman teşekkür edip ayrıldı. Otele giderken derin derin düşünüyor ve yere dökülen yaprakları ayaklarıyla yavaşça itiyordu.

Birkaç gün sonra gazeteler tanınmış Amerikalı operatör Charles Wronkow'un İngiltere'de tatilini geçirirken intihar ettiği haberini verdiler.

Polis, böyle tanınmış bir doktorun neden 'Winkelman' adı altında, Londra'nın yoksul bir mahallesindeki otelde kaldığını merak ediyordu".


* * *
Bu öyküyü dinlediğim gecenin sabahında gazeteler Reve Favaloro'nun intihar haberini duyurmuşlardı.

Favaloro, 1967'de bulduğu by-pass yöntemiyle kalp ameliyatlarında bir çığır açan ve milyonlarca hastayı kurtaran Arjantinli cerrahtı. Buenos Aires'teki muhteşem villasında kalbine sıktığı tek bir kurşunla son vermişti hayatına....

Milyonların kalbine giden kanalları açan bir insanın, kendi yüreğindeki tıkanmaya deva bulamaması ve sonunda onu kurşunlayarak susturması ne trajik bir final...!

Bütün bir salonu gülmekten kırıp geçirdikten sonra çekildiği makyaj odasında sessizce ağlayan bir palyaço gibi... çevremize yaydığımız ışıktan biz nasiplenemeyiz çoğu zaman...

İnsanın sözü geçmez, gücü yetmez bazen kendine...

En güzel aşk filmlerinde oynayan kadın, alabildiğine mutsuzdur bakarsınız...

Diline doladığı herkesin iç dünyasını kalemiyle didikleyen yazar, kendi içindeki keşmekeşi tariften acizdir.

Cemaate iman telkin ederken içten içe Tanrıyı sorgulamaya başlamış bir din adamı kadar çaresiz, kıvranır insan...

Yalnızlık korkusunu bastırmak için ömrü boyunca sayısız kadına tutulmuş bir Kazanova'nın sonunda anavatanı yalnızlığa dönmesi,

...ya da cehennemi bir cephede gün boyu askerlerine cesaret aşılayan kumandanın gece karargahta korkudan titremesi gibi,

...en yakından tanıdığı zaafı, en güvendiği yanına yakıştıramaz insan:

...ve kendini en bildiği yerinden vurur:

Kalpse kalp; beyinse beyin...

...bir kurşunla durur.


* * *
Çünkü en beteridir kendiyle savaşanların, kendine yenilmesi...

İnanmadan din adamı olarak kalamazsınız; sevmeden aşık rolü oynayamaz, cesaretsiz savaşamazsınız; beyninizde bir urla beyinlere deva, kalbinizde kanayan bir yarayla kalplere şifa taşıyamazsınız.

Bu kuşatmayı yarmak için o "zaaf"larınızı yok etmek zorundasınızdır; çoğu kez kendinizden vazgeçmek pahasına...

İnsan, kendine rağmen gider o zaman...

...gençliğinde nice cana kıydığı kılıcının üzerine karnıyla yatıveren yaşlı bir Samuray savaşçısı ya da intihar için artık hükmedemediği tanıdık bir mikrofonu seçen Zeki Müren gibi, ölümü beklemeden onun kollarına koşar.

Bazen uluorta, bazen yapayalnız,

...uçsuz bucaksız bir boşluğa akar...

Malum; "uzun süre uçuruma bakarsan, uçurum da senin içine bakar."

CAN DÜNDAR

_________________
Zor, en son aklına gelen olmalıdır. Yaşadığın dünyaya bak. Yüce Tanrı hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edersin.
MEVLANA


01 Mar 2008, 01:32
Profile bak Özel mesaj gönder
Şiir
Şiir
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Kas 2007, 22:53
İleti: 589
Ruh Hali: Resim
İleti Re: Can Dündar Yazıları

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
Enstrüman seçmek için bir karar almam gerekiyordu. Ya keman çalacaktım, ya piyano; ya flüt çalacaktım ya da akordeon...Olmadı hepsini istedim, hiçbirinden vazgeçemedim. Yıllar geçtikten sonra her enstrümanı iyi çalabiliyordum; ama hiçbirinde virtüöz değilim. Bir enstrümanla isim yapamadım. Ne kemanla tanınan bir eserim var,ne de piyanoyla..Bütün enstrümanları iyi çalıyorum, ama kimse tanımıyor beni.Başarılı olmak için her şey değil, bir şey lazımmış. Başarı bir verişmiş; bir şeyi alabilmek için bir şeyi vermek,diğerlerinden vazgeçmek gerekiyormuş. Keşke kemanı seçseydim ve diğerlerinden vazgeçseydim.

Karıma da hayatı zindan ettim, sevgililerime de...Hiçbirinden vazgeçmedim. Yani... Evlilik sadece birisi için karar almak, ya diğerlerinden vazgeçmek...İşte evlenirken ben bunu anlamadan evlenmişim. Evlendikten sonra başka kadınların da olduğu bir hayatıyaşamaya devam ettim. İçlerinden bazılarını daha çok sevdim; ama ne onlardan birinde, ne de karımda karar kıldım. Yıllar sonra şimdi yapayalnızım... Ne karım kaldı, ne de diğerleri...Keşke birini gerçekten seçebilseymişim, ama yapamadım. Tıpkı enstrüman seçimi gibi hepsini istedim ve sonuçta elim boş kaldı.Almak için bırakmak gerekiyormuş. Dolu dolu boş yaşamak.

Hayatım boyunca yapacak çok işim oldu; hepsini yapmayı istedim.Hangisinde "en iyi" şimdi bakıyorum, kazananlar,başarılı olanlar hep bir tek şey yapmışlar. En iyi olmak için önce seçmek ve diğerlerini bırakmak gerekiyor.

İşte de böyle, özel yaşamda da...Bu seçimi yapmanız gerekiyor; çünkü mutlaka bazıları daha uygun...Bir ara ekonomik sıkıntıya düştüm. Tasarruf gerek.Başladım her şeyden %10 kesmeye, ne anlamsız bir uğraşmış bu.%10 daha az peynir yemek, çay içmek. Bu tasarruf çok acı verdibana, her an hissettim. Çok sonradan anladım; sadece taksiyle dolaşmayı bıraksam yetermiş!

Her kalemden %10 değil etkili kalemi bulmak gerekiyormuş. Yani orada da seçim yapmak gerekiyormuş...Her seçim bir kaybediştir! Her tercih bir vazgeçiştir çünkü...

Sabah işe gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik fırsatından vazgeçmiş olursunuz. Kalkar kalkmaz hayat bin seçeneği dayar burnunuzun ucuna... 'Ne giysem' telaşından, öğle yemeğinde 'Ne alırdınız? diye başucunuzda biten garsona, 'hangi kanaldaki filmi izlesem' kararsızlığından 'bize oy verin' diye bağrışan partilere kadar her şey, herkes, her an sizi ısrarla bir tercihe zorlar. Yastığınıza teslim olmuşsanız, belki dışarıda ışıl ışıl bir günden vazgeçmiş olursunuz. Bahar esintileri taşıyan bir elbise belki o gün yaşamınızı ışıldatabilecekken, ağırbaşlı bir sadeliğe karar vermekle muhtemel bir tanışıklığı tepersiniz.

Belki yemediğiniz musakka, ısmarladığınız İzmir köfteden daha lezzetlidir. Ya da öbür kanaldaki film, o anki ruh halinize daha uygundur. Ama yaşam, vazgeçtiğiniz şeye ilişkin ipucu vermez.

Geri dönüp, o gün gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yaşama şansınız yoktur. Bu seçim oyununda vazgeçtiğiniz şey, seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır. Ama neyin değerli olduğunun kararı da yine size aittir. Ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, bazen şöhret sahnesinin parıltılı neonları da olsa, çoğu zaman gözünüz arkada kalmaz. Çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz kadınla paylaşamadığınız bir saray sizin için borsada kolay feda edilebilir değerlerdendir. Hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz. Her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir.


Ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir.



CAN DÜNDAR

_________________
Zor, en son aklına gelen olmalıdır. Yaşadığın dünyaya bak. Yüce Tanrı hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edersin.
MEVLANA


01 Mar 2008, 01:33
Profile bak Özel mesaj gönder
Şiir
Şiir
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Kas 2007, 22:53
İleti: 589
Ruh Hali: Resim
İleti Re: Can Dündar Yazıları

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
KIRLANGICIN ÖYKÜSÜ

Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş.
Penceresinin önüne konmuş,
bütün cesaretini toplamış,
röfleli tüylerini kabartmış,
güzel durduğuna ikna olduktan sonra
küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş.

Tık..... Tık...... Tık....

Adam içeride kendi işleriyle uğraşıyormuş.
Çok meşgulmüş!
Dönüp cama bakmış.
Kimmiş onu işinden alıkoyan?

Minik bir kırlangıç!

Heyacanlı kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak,
derin bir nefes almış,
şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış:

"Hey adam!
Ben seni seviyorum.
Nedenini niçinini sorma.
Uzun zamandır seni izliyorum.
Bugün cesaret buldum konuşmaya.
Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al.
Birlikte yaşayalım."

Adam birden parlamış.

"Yok daha neler?
Durduk yerde sen de nerden çıktın şimdi?
Olmaz, alamam." demiş.

Gerekçesi de pek sersemceymiş.
"Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana aşık olur mu?"

Kırlangıç mahçup olmuş.
Başını önüne eğmiş.
Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş,
gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş;

Adam, adam! Haydi aç artık şu pencereni.
Al beni içeri!
Ben sana dost olurum.
Hiç canını sıkmam."

Adam kararlı, adam ısrarlı;

"Yok ,yok ben seni içeri alamam" demiş.

Biraz da kaba mıymış, neymiş lafı kısa kesmiş.
"İşim gücüm var, git başımdan."

Aradan bir zaman geçmiş,
kırlangıç son kez adamın penceresine gelmiş;

"Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda.
Aç şu pencereyi, al beni içeri.
Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım.
Çünkü ben ancak sıcakta yaşarım.
Pişman olmazsın, seni eğlendiririm.
Birlikte yemek yeriz, bak hem sen de yalnızsın,
yalnızlığını paylaşırım." demiş.

Bazıları, gerçekleri duymayı sevmezmiş.
Adam bu yalnızlık meselesine içerlemiş.
Pek sinirlenmiş.

"Ben yalnızlığımdan memnunum." demiş.

Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş.
Düpedüz kovmuş.

Kırlangıç, son denemesinde de başarısız olunca,
başını önüne eğmiş, çekip gitmiş.

Yine aradan zaman geçmiş.
Adam, önce düşünmüş, sonra kendi kendine itiraf etmiş;

"Hay benim akılsız başım." demiş.
"Ne kadar aptallık ettim!
Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim.
Niye onun teklifini kabul etmedim ki?
Şimdi böyle kös kös oturacağıma keyifli bir vakit geçirirdik
birlikte."

Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş.
Yine de kendi kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş.
"Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir.
Beni seviyor nasılsa.
Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim."

Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş.
Gözü yollardaymış.
Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş.
Ama onunki hiç görünmemiş.
Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna.
Kırlangıç yokmuş!
Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamış.

Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş.
Olanları anlatmış.
Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki;

"Kırlangıçların ömrü altı aydır, evlat....."

Hayatta bazı fırsatlar vardır, sadece bir kez elinize geçer
ve değerlendirmezseniz uçup giderler.
ve değerini bilmezseniz giderler.
Ve asla geri gelmezler.
Karşınıza çıkan fırsatları değerlendirin başka bir fırsat çıkmayabilir.


Kaynak: CAN DÜNDAR

_________________
Zor, en son aklına gelen olmalıdır. Yaşadığın dünyaya bak. Yüce Tanrı hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edersin.
MEVLANA


01 Mar 2008, 01:33
Profile bak Özel mesaj gönder
Şiir
Şiir
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Kas 2007, 22:53
İleti: 589
Ruh Hali: Resim
İleti Re: Can Dündar Yazıları

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
Arşivimde çok yazısı var Can Dündarın daha paylaşmaya devam edeceğim :-D

_________________
Zor, en son aklına gelen olmalıdır. Yaşadığın dünyaya bak. Yüce Tanrı hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edersin.
MEVLANA


01 Mar 2008, 01:34
Profile bak Özel mesaj gönder
Derman
Derman
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Şub 2008, 18:33
İleti: 110
İleti Re: Can Dündar Yazıları

Sponsor Reklam AlanI

Sponsor Reklam AlanI

___________________________________________________
okyanus cokkk saol hepsi birbirinden güzellll can dündarın yazıları zaten bi harika....bide bişi itiraf edicem asık olmadan bir düsünü asık olmadan önce gercekten okumustum ve inanmamıstım böle bişi olamaz demiştim büyük konusmamak gerekirmiş!!!


04 Mar 2008, 07:21
Profile bak Özel mesaj gönder
Önceki iletileri göster:  Sıralama  

  • Bu konuyu paylaşın
Konuya cevap yaz   [ 18 ileti ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Git:  

| Akrep Portal | Akrep Burcu | Genel Portal | Astral Seyahat|  SeyrüSefa | Rüya Tabirleri | Telekinezi | Eğitim Cafe| Derthane| Tekil Hit |

www.akreportalnet.com

cron
Yaam ve nsanlar
News News Site map Site map SitemapIndex SitemapIndex RSS Feed RSS Feed Channel list Channel list
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group.
Designed by ST Software for PTF.
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
phpBB SEO